{
"$type": "site.standard.document",
"bskyPostRef": {
"cid": "bafyreidlwmwcwjktckjnbcbt5tibbk3qanlgdatdhw76nxvekzd2mo6s44",
"uri": "at://did:plc:k5suve3y7owkacozqoua4slj/app.bsky.feed.post/3mmmj5mb2wuu2"
},
"coverImage": {
"$type": "blob",
"ref": {
"$link": "bafkreigtfocmsospx5p35nimf76ityk5srelh44n5ub2m4furiz3rl7o5u"
},
"mimeType": "image/webp",
"size": 101596
},
"description": "Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu asıl mesele, temsilin yerini muhataplığın, yurttaşın yerini vasinin, demokrasinin yerini ise vesayetçi meşruiyetin almaya başlamasıdır. Bu yüzden tartışılan yalnızca CHP'nin geleceği değil, Türkiye'de siyasal temsilin kendisidir.",
"path": "/yurttaslar-rejiminden-vasiler-rejimine/",
"publishedAt": "2026-05-24T17:41:51.000Z",
"site": "https://www.fayn.press",
"tags": [
"Abonelik seçeneklerini inceleyin"
],
"textContent": "Türkiye'de uzun yıllar boyunca vesayet tartışmaları asker-sivil ilişkileri üzerinden yürütüldü. Sorun, seçilmiş siyasetçiler ile atanmış bürokratik elitler arasındaki güç mücadelesi olarak tarif edildi. Bu nedenle demokratikleşme de çoğu zaman bürokrasinin siyaset üzerindeki etkisinin azaltılmasıyla eş anlamlı görüldü.\n\nAncak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, klasik anlamdaki bürokratik vesayet tartışmalarının ötesine geçmiş durumda. Yeni dönemde ortaya çıkan şey, toplumun farklı kesimlerinin kendi temsilcilerini seçme hakkının aşındırılması ve bunun yerine o toplumsal kesimler adına konuşma yetkisine sahip olduğu varsayılan “vasilerin” siyasal merkeze yerleştirilmesidir.\n\n## Yeni rejim\n\nAslında son dönemde hem Kürt siyaseti hem de CHP etrafında yaşanan gelişmeler bu yeni rejimin niteliğini anlamak açısından son derece öğreticidir.\n\nİlk bakışta birbirinden tamamen farklı iki süreç yaşanıyormuş gibi görünüyor. Bir tarafta Kürt meselesinde Abdullah Öcalan'ın yeniden merkezi aktör haline getirilmesi, diğer tarafta CHP'de Kılıçdaroğlu'nun mutlak butlan olarak sahneye dönerek yeniden siyasetin merkezine taşınması.\n\nGörünüşte farklı alanlarda yaşanıyormuş gibi görünen bu gelişmelerin ortak noktası ise demokratik temsil mekanizmalarının aşındırılması ve onların yerine toplum adına konuşacak vasilerin öne çıkarılmasıdır.\n\n## Vesayetçi siyasetin “hakiki temsilcileri”\n\nOysa demokrasinin temel ilkesi son derece basittir: İnsanlar kendi temsilcilerini kendileri seçer. Bir partinin liderini delegeler belirler. Bir belediyenin başkanını seçmenler seçer. Özetle meşruiyet aşağıdan yukarıya doğru inşa edilir.\n\nVesayetçi siyasette ise bunun tam tersi geçerlidir. Burada önemli olan seçim süreçleri değil, kimin _“hakiki temsilci”_ olarak kabul edildiği ya da _“buna layık görüldüğü”_ dür. Toplumsal grupların kendi adlarına konuşabilecek ya da karar verebilecek kapasitede olmadıkları varsayılır. Dolayısıyla onlar adına konuşan, onlar adına karar veren ve onlar adına pazarlık yapan figürler ortaya çıkar.\n\n## Kürt siyasetinde ve CHP’de yaşanan süreç\n\nBugün Kürt siyasetine ilişkin tartışmalarda ortaya çıkan tablo tam da budur. Milyonlarca Kürt seçmenin tercihleri, oy verdikleri partiler, seçtikleri belediye başkanları ya da milletvekilleri üzerinden değil; tek bir aktör üzerinden okunmaya çalışılıyor. Oysa demokratik siyasetin mantığı temsilin çoğul olmasıdır ve bir halkın iradesinin tek bir kişide tecessüm ettiği iddia edilemez. Ancak çoğul aktörlerle müzakere etmek yerine tekil bir muhatap yaratmak, denetlenebilir, yönlendirilebilir ve gerektiğinde pazarlık yapılabilir bir siyasal ilişki ürettiği için iktidar açısından çok daha işlevseldir.\n\nBenzer bir durum CHP etrafındaki tartışmalarda da yaşanmaktadır. 2023 Kurultayı sonucunda değişen parti yönetimi yalnızca delegelerin oyuyla değil, aynı zamanda toplumdaki güçlü değişim talebiyle de meşruiyet kazanmıştı. Yerel seçimlerde elde edilen başarı da bu meşruiyeti pekiştirdi. Buna rağmen (hatta daha çok bu yüzden) Kılıçdaroğlu’nun partinin başına mutlak butlanla dönmesine engel olunamadı.\n\nÖcalan bahsinde güvenlikçi bir yaklaşımla kurgulanan demokratik meşruiyeti ikame eden meşruiyet kaynağı bu bahiste “ahlak”tı.\n\n## Siyasi meşruiyete karşı “ahlaki otorite”\n\nKılıçdaroğlu'nun son dönemdeki açıklamalarına bakıldığında tartışmanın siyasal performans, seçim başarısı gibi kriterler yerine büyük ölçüde “ahlak”, “vefa”, “parti kültürü” ve “kurucu değerler” ekseninde kurulduğu görülüyor. Yani Kılıçdaroğlu, CHP'nin ahlaki kodlarından uzaklaştığı, partinin özünden koptuğu ve yeniden doğru yola döndürülmesi gerektiğini vurguluyor. Böylece delegelerin iradesiyle oluşan siyasi meşruiyetin karşısına, seçilmişlerden daha üstte konumlanan kerameti kendinden menkul bir “ahlaki otorite” yerleştiriliyor.\n\nBu bağlamda düşünülürse önümüzdeki dönemde CHP'li siyasetçilere ilişkin teşhirlerin, ifşaların ve itibarsızlaştırma kampanyalarının artması şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü mücadele artık siyasi başarı veya başarısızlık üzerinden değil, ahlaki üstünlük iddiası üzerinden kurulmaktadır. Amaç yalnızca belirli isimleri yıpratmak değil, Özel yönetiminin demokratik meşruiyetini aşındırmak ve onun yerine _“partinin gerçek ruhunu temsil eden”_ bir vasi figürünü yerleştirmektir.\n\n## Demokratik temsile karşı “stratejik otorite”\n\nYukarıda da ifade edildiği gibi Kürt meselesinde ise farklı bir meşruiyet dili devreye sokulmaktadır. Burada belirleyici olan ahlak değil, güvenliktir. Öcalan'ın yeniden merkezi aktör haline getirilmesi demokratik temsil ya da Kürt seçmeninin tercihleri üzerinden değil; “bölgesel tehditler”, “jeostratejik gerçeklikler”, “Ortadoğu'daki yeni dengeler” ve “iç cephenin güçlendirilmesi” gibi kavramlar üzerinden meşrulaştırılmaktadır. Yani mesele Türklerin ve Kürtlerin ne istediği değil, “devletin” neye ihtiyaç duyduğudur. Böylece demokratik öznenin yerini _“stratejik akıl”_ almaktadır.\n\nGörüldüğü gibi her iki yaklaşımın vardığı yer aynıdır. CHP'de seçilmiş yönetimin üzerinde konumlanan bir ahlaki otorite, Kürt meselesinde ise seçilmiş temsilcilerin üzerinde konumlanan bir stratejik otorite yaratılmaktadır. Birinde “partinin gerçek ruhunu koruma”iddiası vardır; diğerinde “devletin bekasını koruma” iddiası. Fakat her iki durumda da yurttaş geri çekilmekte, onun yerine toplum adına konuşma yetkisine sahip olduğu varsayılan vasiler sahneye çıkmaktadır.\n\n## Seçilmiş temsilcilerin yerine rejimin muhatapları\n\nBu nedenle bugün Türkiye'de yaşanan dönüşümü yalnızca otoriterleşme ya da demokratik gerileme kavramlarıyla açıklamak yeterli değildir. Karşımızda giderek belirginleşen yeni bir siyasal model bulunmaktadır. Bu modelde önemli olan seçilmiş temsilciler değil, rejimin muhatap olarak kabul ettiği aktörlerdir. Meşruiyet aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya dağıtılmaktadır. Toplum doğrudan yurttaşlardan oluşan bir siyasal bütün olarak değil de her biri bir vasi tarafından temsil edilen topluluklar toplamı olarak görülmektedir.\n\nOysa demokrasinin özü bunun tam karşısındadır. Demokrasi, insanların kendi kaderleri hakkında doğrudan söz sahibi olabilmesidir. Vasilerin değil yurttaşların konuşmasıdır. Temsilin kaynağının seçimler olmasıdır.\n\nTürkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu asıl mesele de işte budur: Temsilin yerini muhataplığın, yurttaşın yerini vasinin, demokrasinin yerini ise vesayetçi meşruiyetin almaya başlaması. Bu yüzden tartışılan şey yalnızca CHP'nin geleceği değil, Türkiye'de siyasal temsilin kendisidir. Önümüzdeki dönemde rejimin karakterini belirleyecek olan şey de bu tartışmanın sonucu ve cevabıdır.\n\nfayn'a abone olun\n\nTürkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. Abonelik seçeneklerini inceleyin_****.****_",
"title": "Yurttaşlar rejiminden vasiler rejimine",
"updatedAt": "2026-05-24T18:11:29.559Z"
}